7 Eylül 2020 Pazartesi

Annemin dikiş makinası aynı anneme benziyor....


Annem gezmeyi çok severdi. Babam hiç sevmezdi. Gezmek annemin hayat enerjisini canlandırır, bu enerjiyi başlarına bulaştırması için bir vesile olurdu. Babama komşuya gideceğini söyler, soluğu Heybeli Ada’da alırdı. El sanatları öğretmeni olarak yıllarca yaşamını dikişten kazanmış, birçok insana güzel el işlerini ikram etmişti. Bir de Almanya’dan aldığı kendi gibi çıtı pıtı bir dikiş makinası vardı. Makinayı koluna tak götür istediğin yere. Öyle minnak, portatif bir şey.

Bu makinanın hep peşindeydim ben. Dikiş dikmeyi biliyordum, makinayı kullanmayı da öğrenmiştim ancak alt makarasını değiştirmeyi oldum olası hiç beceremezdim. Tam makinaya konacağım derken, annem makinayı birine vermiş. Çok bozuldum. Benimdi zar o makine. Neyse. Annem vefat etti. Ben makinanın izini bir gün komşumun bir söyleminden yakaladım. Makine bozukmuş, verdiği kişi kullanamamış zaten. Geri vermeye de niyetli. Bozuk ya. Makinaya bir mesaj. Makine yine bana ulaştı. Almanya’dan Üsküdar’a, oradan Şirinevler’e, sonra yine Üsküdar’a. Derken annemin Ahiretliği, çok sevdiği arkadaşı, makinayı çok sevdiğini söyledi. Kaptım ona götürdüm. Annemin en sevdiğinde olmasın da nerede olsun. Bu kez Fatih’e. Annemin doğduğu semte. Ama hiç kullanamadı teyze. Rahatsızlanınca makinenin yolu yine bana düştü. Aldım iyi bir ustaya götürdüm. Usta gibi usta. Çok aradım. Üsküdar’da buldum. Üsküdar çarşısında. Çarşı’yı bilen bilir. Yok yoktur burada. Şekerci dükkanı gibi. Karagöz Hacivat ustasından antikacılara, Üsküdar’da her şeyi ama aradığın her şeyi bulursun. Usta işinin erbabı, o tamirden ben makinanın güncel durumundan memnun. Makine taptaze oldu. Usta makinayı çok sevdi. Makine’de onu belli ki. Usta: “İyi bir makine bu iyi bak ona” dedi. Makine geldi yine benim eve.  Ben makinayı yine bozarım diye kıyamadım çalıştırmaya. Öyle baş köşede oturdu bir süre:” Vardır senin de bir kısmetlin”. Ben elde dikiyorum bu arada elime geçen her şeyi. Makine bana, ben ona gülüyorum. 

Derken telefon çaldı. Yakın arkadaşlarımdan biri ile konuşuyoruz. Özleştik. Annemin babamın ölümünden sonra ailecek bana çok destek oldular. Hani köksüz kaldığınızı hissedersiniz ya anne baba vefatından sonra, onlar bana biz buradayız diyen, kan değil can bağı olan insanlardan. Laf lafı açtı. 6 yaşındaki yeğeni dikiş makinası istemiş doğum gününe. “Ay”, dedim içimden, “çıktı talibi!”. Makinadan bahsettim. Çok memnun olarak kullanacaklarını söylediler. Annemin dikiş makinası bir kez daha yola koyuldu. Bu kez Trakya’da aldı soluğu. Şimdi orada torun, anne, teyze, anne anne, dört kişi, üç nesil yanında keyifle, tıkır tıkır çalışıyor. Mutluymuş. Geldi bana haberi. Hatta karadan öte artık tekne ile denize açılacağını söyledi. İnsan dünyaya yapmak için geldiği işi yapmalı, severek yapmalı. O da onu yapıyor şu an harika kıymetli insanlarla.

Velhasıl kelam; annemin dikiş makinası aynen annem gibi. Gezmeyi ve insanları mutlu etmeyi çok seviyor. Sanırım insanlar bir şekilde yaptıkları ile yaşamaya devam ediyor. Ne mutlu ona.

 

2 yorum:

  1. Bir solukta okudum.Yazilarin muthis,tarzin,dilin muhtesem.Tebrik ederim seni.Sık sık paylas lutfen❤

    YanıtlaSil
  2. Inşallah Trakya dan da bana gelir...
    Yüreğine sağlık

    YanıtlaSil