Eğer tarih, din, dil, kültür, edebiyat, ekonomi ve kimyayı hayat öğretmenlerimden sayıyor isem, şu anda sahneyi başka bir öğretmene bırakırken kapsayıcı gücünü görmek beni hem şaşırtıyor, hem heyecanlandırıyor. Bir yandan da havada uçuşan bilgiyi olması gereken yere zarifçe ve ustalıkla konumlandıran bir başka bilim ile daha önce karşılaşmadığımı düşünüyorum.
Sen, sevgili Antropoloji. Bu yeteneğe sahip olduğunu görebilmek için şüphesiz diğer öğretmenlerimi iyi dinlemek zorundayım. Sen onların aralarında güçlü bir iletişim kurmamı sağladın. Katalizörsün. Anlamam için gereken reaksiyonu sağladın. Ne yok oldun ne fazlalaştın. Bir süreci tamamlamamı sağladın. Anladım ki insana dair bu kadim öğretiyi hep yakınımda tutmalıyım. Ona danışmalı, kafa karışıklığında, tıpkı bir yıldız haritası açar gibi, atalarımın bana bıraktığı izleri okumayı öğrenmeliyim. İnsanın adını koyduğu her bilimin kusursuz bir orkestra oluşturduğunu senin sayende anladım.
Liseden eski bir arkadaşım bana
Ursula Le Guin’in “Yer Deniz Büyücüsü”nü tavsiye ettiğinde, bu kitabı kantinde
bulduğunu ve okuduğunu, okumamda fayda olduğunu söyledi. Sizi, zevklerinizi
iyi tanıyan rehberlerin hayatınızda olması ne güzel. Gerçekten de babası
antropolog olan bu yazarın okuma serüvenlerime ayrı bir tat kattığını itiraf
etmeliyim. Ruhbilimi alanında çalışan ve çok değer verdiğim diğer bir arkadaşımın yan dal olarak antropoloji okuması, sohbetlerinde bana verdiği sağ duyulu
tavsiyelerde de bu bilimin gücünü hissettirdi. Çok severek izlediğim “Bones”
(kemikler) dizindeki zeki, mantıklı ve iş bitirici profesör gizemin sırlarını
antropoloji ile gün ışığına çıkarmıyor muydu?
Bir akrep olarak mistik şeylere
bu kadar meraklıyken sanırım bundan daha büyük keyif onların üstündeki sır
perdesini aralayan kişiler ile bir araya gelmek. Onlardan öğrenmek. Yeni ama
daim öğretmenim bazen çalıştığım projede beni alçakgönüllülüğü ve donanımı ile
büyüleyen bir antropolog, bazen de İstanbul’u anlatırken bilgilerini ustaca
antropoloji ile birleştiren bir rehber olarak karşıma çıkıyordu. Anladım ki
edebiyatın tadı, tarihin ustalıklı rehberliği, din ve mitolojide bulduğum
huzur, sanatın bana verdiği ilham, matematik ve fenden edindiğim karar verme
yetkinliği, hepsi antropoloji ile uyumlu olmaya gayret ediyor.
İlk okuldan
orta okula geçerken babama kimya ve fizikten korktuğumu söylediğimi anımsıyorum.
Kendisi bana karmaşık şeylere basit bakmam gerektiğini hatırlatırken “fizik
tahtanın kırılması, kimya yanmasıdır” derdi. İlk okul mezunuydu ama aldığı sade
ve öz bilgiyi yaşama ustalıkla monte ederdi. Çok okurdu. Operayı sayar, Prince
dinlemeyi severdi. Hayata her zaman onun bana öğütlediği ve öğretmeye başladığı
gibi basit bakmayı başaramıyorum. Yine de umutsuz değilim. Fark ettim ki
antropoloji hayata daha sade bakmamı sağlıyor. Buna gerçekten inanıyor, hatta
ötesi ve daha da ilginci hissediyorum.
Belki de
çocuklarımızı ya da içimizdeki çocuğu tekrar antropoloji ile tanıştırma vakti
geldi. Bu niyetle sizi İstanbul Arkeoloji müzelerine davet etmek istiyorum.
Üstelik sadece bir kez değil. Bu dingin mekana belli aralıklarla nefes almak, hayatı tatmak ve değerini anlamak için hep gelin. Kafanızda dolaşan bilgilerle keyifli, meraklı ve
heyecan verici bir sohbet için.
Sonrasında ne mi olacak? Dünyanın en güzel bahçesinde eşsiz bir huzur duygusu ile kahve içeceksiniz. Osman Hamdi Bey’e ve son öğretmenim antropolojiye teşekkürlerimle.

Elvan hanim her zaman ki gibi ustaliginizi konusturmussunuz. Elinize saglik
YanıtlaSilKeyifle okudum
YanıtlaSilİlham veren samimi paylaşımınız için teşekkürler...
YanıtlaSilEllerine sağlık. Hislerini o kadar net ifade etmişsin ki, heyecanını net olarak hissettim ve bende heyecanlandım. Sevgiler,
YanıtlaSilGönlünüze sağlık...
YanıtlaSilTabi okurken bir antropolog olarak hafif şımardığımı da belirtmeliyim.😊